Maziden Kareler - Gelin Sizinle Maziye Bir Yolculuk Yapalım
İspirtolu gaz ocakları, ah o oyunlar!, sigaralar ve mefruşatlar, gramafonlu yıllar!, sürme gözlü chevroletler. Geriye dönüp baktığımızda ne olaylar görmüş neler yaşamışız… Günlük hayatımıza neler girip çıkmış; ne izler, ne anılar bırakmış… Her yılın sonunda ”neler in, neler out olmuş” deyip, yılın bilançosu çıkarılır ya; bizde öyle yapıyor, son elli yılda geçen zamana birlikte göz atıyoruz.
Nereden, nasıl başlasak derken görüyoruz ki değişime uğramayan pekte birşey kalmamış…Ülkede kurşun kalem fabrikası olmadığı için fiyatı pahalıda olsa ”Faber” kalem ithal edilirdi. Sert uçlu sabit kalemler vardı hani silgiyle silinsede çıkmaz saman kağıtlı deftere yazarken sayfaları delerdi… Postacılar taahhütlü mektupları adreslere teslim ederken zorunlu olarak bu alıcılara bu kalemlerle imza attırırlardı.

Birde paket postahanesine verilecek koliler bez torbaya konduktan sonra illaki üzeri sabit kalemle tükürüklenerek yazılırdı, çıkmasın, silinmesin diye… Ne var ki bu ıslatma sırasında kalemin ucu sabit renk bulaştırır dudakları morlaştırırdı.

Küçüle küçüle 3-4 cm kalmış kurşun kalemlerin boyu ve ömrü ise arkasına takılan kamışlarla uzatılırdı. Hani hatırlarmısınız, mürekkep hokkaları vardı. Acele haberler için telgraf çekilir, kolalı beyaz yakalı gömleklerin yaka uçları kalkmasın diye içine sert lastik şerit konur ve bu ”balina” ismiyle anılırdı.

Naylon ve renkli gömlekler moda olmadığı ve bilinmediği için beyazlar yıkana yıkana ağarır ve sararırdı. Bu yüzden beyaz yedek yaka kullanılır, iş yerlerinde beyler kol ağızlarını korumak için bilekten büzgülü siyah yarım kolluklar takarlardı.

Çamaşırlar kaynatılırken kazan içine kesme şekerden biraz büyük mor-lacivert ”çivit” atılırdı. En meşhuru ”öküzbaşı” markalı olanıydı da, dış ambalajında öküz kafası resmi bulunurdu… Arap sabunu veya rendelenmiş sabunla çamaşır kazanında kaynayan sararmış (azmış) beyaz çamaşırlar çivitin verdiği renkle hafif maviye bakan beyazlık kazanırdı.

İspirtolu Gaz Ocakları
Mutfaklardaki gazocaklarını yakmak bile başlı başına bir işti! Haznesine gaz konulan 3 bacaklı ocakların ispirto dökülen kafası ısıtılır, yakılır sonra da kuvvetlendirmek için pompalanırdı. Gaz fışkıran meme, gaz süzülmemişse tıkanır, ucu iğneli delik açıcı ile kafadaki meme temizlenir, buna rağmen ocak sıcakken sönerse iğrenç kokar ve göz yaşartırdı. İspirtolu ocakların yanı sıra, tel dolaplar ve kahve değirmenleri vardı… Kömürlü ütüler öğrencilerin simsiyah okul önlükleriyle bembeyaz kolalı yakaları üzerinde gezinirlerdi…

Eski gaz ocağı
Salonlara kristal avizeler takılır, pencerelere beyaz el işi perdeler asılır, köşe bucak deve tabanı, kuşkonmaz ya da kauçuk gibi salon bitkileriyle süslenirdi. Halılar el süpürgesiyle süpürülür, çinili kuzine sobalarda ısınılırdı. ”Saka”ların at ya da merkeple getirdiği içme suları,kapı girişindeki küplere boşaltılır yazın testilerde soğutulurdu.Duvarlarda guguklular, bileklerde elle kurulan ”Nacar,Hislon” marka saatler,çevirmeli ankesörlü telefonlar,yine siyah renkte, kollu ”Singer” dikiş makinaları… Siyah daktilolar ise pek az kişide bulunurdu.

Eski kimlik
Askerlik yoklamaları çok sayfalı nüfus kağıdı defterlerine işlenir,hanımlar arkası tek çizgili çorap giyerlerdi. ”Öğretmen” markalı siyah file çoraplar daha da iddialıydı.

Kömürlü ütü
Pudra, Tokalon kremi, Altın Damla, Gizli Çiçek, Pereja Kolonyası sürülür, geniş kenarlı Fransız şapkalarını bayanlar baş tacı ederlerdi.Beylerin traş takımları içinde sabun, traş tası, fırçası ve ”Nacet” jilet bulunur ya da usturayla sinek kaydı traş olunurdu…

Eski kolonya şişesi
Hemen hemen her erkeğin ayna önündeki hazırlığı, saçlara sürülen mavi, yağlı, sempatik şişeli ”Necip Bey Biryantini”yle sonlanırdı.Ayna ve tarak seti erkeklerin ceplerinde taşınan vazgeçilmez aksesuarlar arasındaydı! Erkek ayakkabılarının bir özelliği de burun ve topuklarına kösele aşınmasın diye demir çakılırdı.

Nacet” jilet
Ah O Oyunlar!
Çocuklar; yağ satarım bal satarım, kaptan çukuru, mendil kapmaca, istop, yakartop, hoppacık, çember çevirme, köşe kapmaca, körebe, kaç kurtul, elim üstünde, sek sek, çelik çomak, birdirbir, uzun eşek, kukalı saklambaç, ip atlama, üçtaş gibi oyunlarla ve tahta oyuncaklarla ”Sana” lı ekmekle ve horoz şekerleriyle büyürlerdi…Yaldız kağıtlı çikolata, içinden niyet(fal) çıkan karamela, kaşıkla konulan altı kesik dondurma külahı, pamuk helva, macun çok sevilirdi.

eski fotoğraf makinesi
Beyoğlu Japon Mağazası adlı oyuncakçıda küçücük kurşun askerlere, namlusundan kıvılcım çıkan oyuncak tanklara, kurgulu otomobillere, tahta kamyonlara, göz alıcı renkli bilyelere çocukken burunlarını vitrin camına dayar da bakarlardı. Ucuna ortası delik para takılı, kaytan sarılıp döndürülen topaçlar çocukların vazgeçilmez oyuncaklarıydı.

kaytan sarılıp döndürülen topaçlar
O tekerlemeleri hatırlıyor musunuz? ”Açıl susam açıl, açılmaz… Anahtar nerede? Suya düştü… Su nerede? İnek içti… İnek nerede? Dağa kaçtı… Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu…Külü nerede? Savruldu… ”Yetişkinler Çaça, Twist, Tango dansları yapar, ”Hulohop” denilen çemberleri vücutlarında çevirirler, Beyoğlu’nda ”lak lak” denilen ucu ip bağlı tahta topları ellerinde gezdirirlerdi.

Kömürlü ütü
8 mm’lik film makinaları çok modaydı. 6×6 veya 6×9 cm fotoğraf çekenler kutu ve körüklü Roleiflex, Zeissikon fotoğraf makinaları,sulu akülü ve ampullü flaşlar kullanılırdı.Telemetreli makinelerle önce metre ayarı ölçülür sonra objektif üzerinde yazılı metreye ayar yapılır, çekilen fotoğraflar siyah-beyaz zeytuni renkli karta basılırdı.

Eski telefon
Fotoğrafçılar sokaklarda ”alaminüt” denilen fotoğraflar için 3 bacaklı sehpalar kullanılır,körüklü makinalarla çektikleri vesikalıkları küçücük çekmecelerde,ilaçlı şişelerden döktükleri banyolarda yıkayıp tab ederlerdi.Tartılar,el terazileri vardı… Tatlısıyla tuzlusuyla birkaç çeşit yemek 4-5 katlı sefertaslarına konur, işe, okula götürülürdü! Değişime uğrayan o kadar çok şey vardı ki mesela pamuk şilteli yaylı karyolada yatılır,lambalı dev radyolar dinlenirdi. Philips veya Condor markalı, lambalı radyolarda dinlenen Radyo tiyatrosu “Arkası yarın” anonsları “efekt Korkmaz Çakar… Oynayanlar…” diye başlardı. Akşamları Arap Bacılı “Uğurlugiller ailesi”, “Orhan Boran ve Yuki”,”Doğru mu yanlış mı” yarışma programları Sezen Cumhur Önal’ın, Aykut Sporel’in, Engin Arman’ın seçtiği hitlerle oluşan müzik yayınları sevilen programlardı.

Eski Radyo
Karikatür, yelpaze, hayat ses mecmuaları alınır, berberlerde traş için beklerken Akbaba mizah dergisi, maçlarda pazar dergisi okunurdu. Bir bir kapanan dergiler yerlerini cep fotoromanlarına bıraktı. 60′lı yıllarda vitrinlerine televizyon koyan dükkanlar büyük kalabalıklartoplardı… Halk, mağaza önünde ses duymasa da sadece görüntü için saatlerce durur muazzam kalabalıklar oluşurdu. Elke Sonmer, Sante Baker, Raquel Welch, Ursula Andres, Brigitte Bardot, Mirell Dark, Alain Delon, Luis De Funes filmleri seyredilirdi.

Eski bir sinema bileti
Sigaralar ve Mefruşatlar
İstanbul’un çöpü Yenikapı sahiline dökülür bu çöp dalgaların yardımıyla denize taşınıp dağılır bu arada ağır metal parçalar dibe çöker, lodos sonrası bu metalleri leğenlerle toplamaya gelen hurdacılara ”lodosçular” denirdi. NCR markalı para kasalarından tuşa basıp kolu çevirince para çekmeceleri korkunç gürültülerle ok gibi dışarı fırlardı.

Eski Para Kasası
Kumbaralarda biriktirilen iri madeni paraların bile satın alma gücü vardı! Localı sinemalara gidilirdi Beyoğlu, Atlas, Yeni Melek, Şan Sineması en popüler olanlarıydı. Yağmurlu havalarda yürürken kolları hareket ettirdikçe fışır fışır ses çıkaran muşamba imparteksler giyilirdi. Başı ağrıyanlar yutmakta zorluk çekilen ”Gripin” kaşelerini içerlerdi.

Gripin

Eski Daktilo
Filtreli sigara içmek herkesin harcı değildi. Bu yüzden yurt dışı seyehate gidenlere ”Pallmall” ve ”Kent” marka sigaralar ısmarlanır bunlar naylon gömleğin ön cebine konur ve böylece bir nevi hava atılırdı. Halk arasında filtresiz ”Bafra”, ”Birinci”yle kutu içindeki ” Yenice’ ,”Bahar” ucu kırmızı ”Gelincik” , ”Yeni Harman” , ”Sipahi” içilirdi.Tütünü şarapta dinlendirilip aroma kazandırılan ”Hisar” ve ”Mentollü Çamlıca” lüks sayılırdı.

Eski Sigara Paketleri
Türkiyenin ilk meşrubatı gazozdu. ”Can Gazozu” Onları Leventteki binasında imal edilen ”Grapette” , ”Sunburst” , ”Mister Kola” izledi. Uzun koyu renk şişeli Tekel Birası her bakkalda bulunur, o zamanın bakkalları hamam takunyası da satarlardı. Vefa, Karagümrük, Feriköy, PTT, Hacettepe, Altınordu, İzmirspor birinci lig takımıydı.

Eski Sigara Paketleri
Gramafonlu Yıllar!
Gramafon ve taş plaklardan sonra ”TK 23 Grundig” markalı teypler hayatımıza girdi. Derken mobilyalı müzik dolapları, tilt salonlarında para atınca çalışan otomatik plak dolapları, otomatik pikaplarda üst üste konup kurulan 45′lik, 33′lük LP’ler geldi ardından. Elvis Presley, The Beatles, Erol Büyükburç, Kanat Gür, Erkut Taçkın, Özkan Kaymak, Alpay…

Altın Mikrofon yarışması heyecan vericiydi. Tom Miks, Teksas, Red Kid, Ten Ten, Zagor gibi resimli macera romanları başucu kitaplarıydı. Kinova, Tom Braks, Binbir Surat, Pekosbill gibi çizgi roman kahramanlarını Klingler, Mayk Hammerler izledi. Bunlar okunurken ”Zambo”, ”Golden” çikletleri çiğnenir, içinden çıkan artist resimleri biriktirilirdi.

Eski gazeteler ise kesekağıdı olarak dönerdi yaşamımıza. O zamanki konuşma yarzı da çok farklıydı. Cümleler genellikle Üstad, Muhterem, Azizim, Miğrim, Binaenaley, bilakis, bahusus, hususiyetle, hususi, memnuniyetle, tamamiyle, lakin, mamafi, muayyen, mütemadiyen gibi kelimelerle başlardı. Gel de iki lakırdı edelim, latife ediyorsun, bu ızdırap çekilmez gibi cümlelerle devam ederdi… Yine o yıllarda evin hanımı, evin küçük çocuğunu şayet Komşuya ziyarete gidecekse öğleden önce gönderir, “Bir maniniz yoksa Annem size gelmek istiyor” diye haber yollatırdı. Ev sahibi hanım da “Buyursun İnşallah” cevabıyla mutfağa dalar tuzlu şekerli ev kurabiyeleri, revaniler, kekler yapardı…

Sürme Gözlü Chevroletler
Neler değişmedi ki…! Bu değişimden otomobil dünyası da nasibini aldı. 1954-56 model çok tutulan Chevrolet Amerikan otomobillerinden sonra 1966 Chevrolet impalalar çıktı yollara. inanılmaz derecede yumuşak amortisörleri, uzun kuyruklarındaki sürme gözlü stop lambalarıyla hemen hemen herkesin başını döndürdü! Hele içinde oto pikabı da varsa… Sırtını kapıya yarım dayayıp direksiyona yan oturan şoförlerin güneşliğin arkasından aldığı Zeki Müren plağını pikaba atışı bile başlı başına bir sahneydi. Umumiyetle siyah olurdu ama her renk taksi sarı damalı olup saatleri aracın dışına ve sağına takılırdı.

Müşteri saatin açılmasını isterse, şoför arabadan iner ‘’serbest” yazan taksi saatini ”dolu”ya getirir ve yola öyle koyulurdu. Bir kısmı da taksiye binmeden ”Şuraya kaça gidersin?” diye sorar pazarlık ederdi. Taksideki müşteri bayan ise, şoförün kibarı saati açmak için aracın arkasından dolaşarak biner önden asla geçmez. Özel araçlar için de önce gangster filmlerinin değişmez otomobili siyah Citroen ardından da Skoda, Anadol, 124 Murat uzun süre yıllara damdasını vurdu. VW kaplumbağa Citroen ve arka lastikleri içeri basıp yük binince normale dönen Skodalar pek modaydı. Onları 54-56 model Chevrolet 66 model Impala ve Ford Mustang takip etti.

Kesintisiz tek parça koltukları vardı. Ankara İstanbul arası daha sonraları SE-TA olarak isimlenen konforlu MAS otobüsleriyle yapılırdı. Bazı bölgelerde şehir ceyranı ve bazı elektrikli cihazlar 110 volttu. 110 voltluk bu cihazları unutup 220 volta takınca çıkış trafoları sık sık yanardı. Önce tramvaylar sonra da burunsuz Busing, Magirus otobüsleri karıştı hayatımıza! Önlerinde tahta kutularıyla bilet kesen biletçilerin olduğu troleybüsleri çarçabuk unuttuk! Elektrik kesintilerinde yolun ortasında kalır, trafiği tıkar, boynuzları hatlardan çıkınca şoförün boynuz tellerini tutup elektrik aldığı havai hat’a kıvılcımlar çıkara çıkara takması beklenirdi.

Silkeleyerek kalkar ani duruşlarla yolcularını yayık gibi sallar, hiç yoktan yere gereksiz samimiyetlere, kucaklaşmalara ve ”pardon” lara sebep olurdu. Yandan çarklı Karamürsel araba vapuru Üsküdar Kabataş arası çalışır, yanaşırken adeta denizde debelenirdi. Onu Kızkulesi, Kuruçeşme, Hüseyin Haki, Orhan Erdener vapurları takip etti. İstanbul Boğazı şehir hatları vapurları kömürlüydü, kömürler sabahleyin Fındıklı önlerinde bekleyen kömür gemisine yanaşanlara küfelerle taşınırdı. Galata köprüsünde akşam iş çıkışında bıraktığı istimin koku ve dumanı yüzünden göz gözü görmezdi. Bir tablo gibi güzel görünür, Boğazın ahşap yalılarıyla bütünlük sağlardı.

İskelelerde beklerken gözüpek gençler vapurun ikinci katına tırmanıp hareket halindeki gemiden o zamanlar temiz olan denize atlarlardı. Sarayburnu, Altınkum, Göztepe, Küçüksu, Kalender, Halas derken en son 68 numaralı Güzelhisar ”elveda” dedi. Ağlattı…! Tatil kavramı da bir başkaydı o zamanlar. İstanbullular yazın Erdek’i Ankaralılar Akçakocayı mesken edinmişlerdi. Ege ve Akdenizin koyları, Mavi yolculukları bilinmezdi daha, bilinse bile yol yoktu, otel yoktu, yolda yemek yenecek yer yoktu. Bodrum’a yaklaşırken son ”30 km” yazan tabeladan sonra başlayan dar ve virajlı yol git git bitmezdi. Kale çevresi sakin, kıyı lokantalarında balık ucuz, ”Halikarnas” mütevazi, birkaç odalı pansiyon, ”Han” danslı müzikli bir restorandı.

Çarşı, Bodruma has sünger tezgahları Bodrum sandaletleriyle doluydu. Liman, Akdeniz seferi yapan İskenderun isimli Denizcilik İşletmesi gemisinin gidiş ve dönüşünde hafta da bir-iki hareketlenirdi. Açıkta gemiden inen yolcular pat pat motorlarla kişi başı 150 Kuruşa sahile taşınırdı.
Ne hokkabazlar ne canbazlar görmüşüz meğer, neler kullanmış, ne zorluklar, ne yokluklar çekmişiz şu son elli yılda. Biz onları onlar bizi eskitmiş. Artık yılbaşında kızmabirader, salonda at yarışı oynamıyor, saat tam 24.00′te dansöz çıkacak diye beklemiyoruz. 2000 yılından sonrası herşeyi unutturacak gibi görünüp değişim ve ümit vadediyor.
Geçmişe Yolculuk

Yoğurtçu
————————-

Esansçı
————————-

Karaköy’de troleybüs
————————-

Takla atan hokkabaz satıcısı
————————-

Macuncu
————————-

El süpürgecisi
————————-

Kaymaklı Silivri yoğurtçusu
————————-

Horoz şeker
————————-

Hallaç
————————-

Yenikapı çöplüğünde Lodosçular
————————-

Zerzevatçı
————————-

Fırıldak satıcısı
————————-

Sokak kalaycısı
————————-

Muteveffa Viladimir Vofka’nın gaz ocağı
————————-

Gır Gır süpürgesi
————————-

Rambler armağanlı Puro-Fay reklamı
————————-

Gömlek Yaka Kolası
————————-

Siyah önlükler
————————-

Sünnet Hokkabazları
————————-

Arzuhalci
————————-

Sefertası
————————-

Tahta oyuncakçı
————————-

Bileyci
————————-

Yelpaze dergisi
————————-

Citroen
————————-

FR & ALM klasikleri
————————-

‘59 Chevrolet Impala
————————-

Terazi
————————-

Çalar Saat
————————-

Vita Margarin
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın